Archive for Genel

Hz. Mevlana Sözleri

// Temmuz 17th, 2010 // No Comments » // Genel

  • İnsaf et, aşk güzel bir iştir!
    Onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır.
    Sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;
    Halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.
  • Gönlünde Allah sevgisi arttı mı, şüphe yokki Allah seni seviyor.Ben,
    İnsanlara faydam dokunsun diye bu dünya zindanında kalmışım.
    (Yoksa) hapishane nerede, ben nerede?
    Kimin malını çalmışım?
  • Hz Mevlana “Ne Arıyorsan Kendinde Ara”…Kişinin değeri nedir?- Aradığı şeydir!Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki sen cansın.
    Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin.
    Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdirirsen, anlarsın ki
    Aradığın ancak sensin, sen.

    Madendeki inciyi aradıkça madensin.
    Ekmek lokmasına heves ettikçe ekmeksin.
    Şu kapalı sözü anlarsan, anlarsın her şeyi;
    Neyi arıyorsun, sen osun.

    Senin canın içinde bir can var, o canı ara!
    Beden dağının içinde mücevher var, o mücevherin madenini ara!
    A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara;
    Ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara

  • Hz. Mevlana “Ben’im Ancak”…Demedim mi sana, gitme oraya; seni tanıyan, bilen ben’im ancak;
    şu yokluk serabında hayat pınarın ben’im.
    Kızıp uzaklaşsan da yüz yıllık yola gitsen, sonunda dönüp gene bana gelirsin;
    son durağın ben’im demedim mi?
    Demedim mi sana, dünyanın süsüne razı olma;
    senin razı olacağın otağın ressamı ben’im ancak.
    Demedim mi sana deniz ben’im, sen bir balıksın;
    karaya gitme; arı duru denizin ben’im ancak.
    Sana, kuşlar gibi tuzağa gitme;
    haydi gel, kolundaki, kanadındaki kuvvet ben’im demedim mi?
    Demedim mi sana, keserler yolunu, soğuturlar seni;
    ateşin, coşkun, sıcaklığın ben’im ancak.
    Demedim mi, yakıştırırlar sana kötü kötü sıfatlar; sen olursun kaybeden;
    halbuki sıfatlarının kaynağın ben’im ancak.
    Demedim mi sana; “kulun işi gücü hangi sebeple düzene girer acaba?” deme;
    sebepsiz, cihetsiz yaratıcı ben’im ancak.
    Gönlünde bir ışık varsa bil bakalım, nerede evinin yolu;
    Tanrı sıfatlıysan eğer, bil ki ev sahibin, efendin ben’im ancak.
  • Ey özden habersiz gafil!
    Sen hala kabukla öğünüyorsun!
  • Göğsünün içindekini hakiki gönül sanan kimse,
    Hak yolunda iki üç adım attı da her şey oldu bitti sandı.
    Aslında tesbih, seccade, tevbe, sofuluk, günahtan sakınma, bunların hepsi yolun başıdır.
    Hak yolcusu aldandı da bunları varacağı konak sandı.
  • Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey!
    Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı? Ne boş zahmet.
  • “Üzülme der Mevlana ve devam eder; Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun…, Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, Kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz……. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır..!”

Oasis – “Stop Crying Your Heart Out.”

// Haziran 30th, 2010 // 1 Comment » // Genel

Oasis “Stop Crying Your Heart Out.”

Eng – Türkçe :

Stop Crying Your Heart Out
Hold up
Hold on
Don't be scared
You'll never change what's been and gone 

May your smile (may your smile)
Shine on (shine on)
Don't be scared (don't be scared)
Your destiny may keep you warm 

Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You'll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out 

Get up (get up)
Come on (come on)
Why're you scared? (I'm not scared)
You'll never change
What's been and gone 

Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You'll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out 

Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You'll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out 

We're all of us stars
We're fading away
Just try not to worry
You'll see us some day
Just take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out
Stop crying your heart out
Stop crying your heart out

Kalbinin Yakarışını Durdur
Devam et
Bekle
Korkma
Olan biteni değiştiremeyeceksin

Gül(Gül)
Işı(Işı)
Korkma(Korkma)
Kaderin seni sıcak tutar

Bütün yıldızlar
Sönüyor diye
Endişelenme
Onları bir gün göreceksin
İhtiyacın olanı al
Ve yoluna koyul
Ve kalbindeki ağlamayı durdur

Kalk(Kalk)
Hadi(Hadi)
Neden korkuyorsun?(Korkmuyorum)
Olmuş ve gitmiş şeyleri değiştiremeyeceksin

Bütün yıldızlar
Sönüyor diye
Endişelenme
Onları bir gün göreceksin
İhtiyacın olanı al
Ve yoluna koyul
Ve kalbindeki ağlamayı durdur

Bütün yıldızlar
Sönüyor diye
Endişelenme
Onları bir gün göreceksin
İhtiyacın olanı al
Ve yoluna koyul
Ve kalbindeki ağlamayı durdur

Hepimiz yıldızlarız
Hepimiz sönüyoruz
Endişelenme
Bizi bir gün göreceksin
İhtiyacın olanı al
Ve yoluna koyul
Ve kalbindeki ağlamayı durdur
Kalbindeki ağlamayı durdur
Kalbindeki ağlamayı durdu

Kaynak : http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=5380&sarki=Stop%20Crying%20Your%20Heart%20Out&sarkici=Oasis

Aşk-ı Memnu Mağlup Şarkısı Toygar Işıklı

// Haziran 21st, 2010 // 1 Comment » // Genel

Aşk-ı Memnu – Mağlup Bu bir veda, bir tebessüm
Yaz güneşine
Bir nefes dağ kokusuna
Açık kurşuni mehtap içinde
Bir veda
Kaybolmuş aşklara, hayata
Mağlubum
Derin sevdalara
Büyük ihtiraslara mağlubum
Ben hayatın mağlubuyum
Derin sevdaları beceremedim mağlubum
Ben hayatın mağlubuyum
Derin sevdaları beceremedim mağlubum

[audio:http://www.alpaytayfun.com/wp-content/uploads/maglup.mp3]

O na De Ki

// Mart 11th, 2010 // 2 Comments » // Genel

O’NA DE Kİ;

Giderken beni de beraberinde götürdü.
Ondan geriye kalanları da ben kaldırdım.
Mektupları kutuların içine bıraktım.
Resimler diğerlerine ait resimlerin hemen yanında duruyor.
Şiir pek yazmamıştı zaten…
Ama nafile, Ondan henüz kurtulamadım.
Yazdıkları yalnızca bir kâğıt parçasının üzerinde olsa da, okuduğumda sesi kulaklarımda yankılanıyor.
Resimlerine ne zaman baksam göz kapakları kımıldıyor.
Evde dolaşırken ayaklarıma anılar dolanıyor.
Gülümsemesi duvarlara asılı resimlerin üzerine takılmış kalmış.
Ne kadar uğraşsam çıkmıyor.
Mavi koltukta hala sıcaklığı duruyor ve kimi zaman bir alelade tişört henüz onun kokusunu atamamışken elime geliveriyor.
İşte o an deliriyorum.
Panik içinde kendimi dipsiz bir kuyunun içinde çırpınırken buluyorum.
Duvarlar üzerime geliyor, Mavi koltuk beni içine çekiyor ve alelade bir tişört boğazıma düğüm üstüne düğüm atıyor.

Dışarı, içeriden farksız.
Yalnız da değilim üstelik.
Koca bir yaz, bana eşlik etti.
Ben ne kadar ağladıysam, o kadar da yağmur yağdı.
Güneş saygı ile bulutların arkasında kaldı.

Şimdi, yani o yokken hayat gözüme batıyor.
Ne güneşli günler, ne ihtiraslı insanlar, ne de ulvi amaçlar umurumda.
Bir ben varım. Milyarlarca insan bir yana, ben hemen şuraya yalnızlar bulvarının köşe başına… Nükleer bir savaşın ardından yapayalnız kalmış gibiyim dünyada

Üstelik de onsuz…
Yani eskisinden daha güçsüz,
Yani daha kırılgan, yani daha anlamsız.

Koca bir çukur, dolmayı bekliyor.
Anlar ve anılar o çukurun mezar taşları gibi başımda dikiliyor.

biz

O’na de ki ;

Biz onunla bembeyaz yağan bir kar altında gece yarısı yürüyüşlerinde üşümeyen ayak izleriydik.
Yeşilliklere bakan bir pencerenin gerisiydik.
Bir fenerin beklediği kumsalda güneşe yüzünü veren çakıl taşlarıydık.
Bir otel odasında umulmadık bir anda karşılaşmış sürgünde yorgunluktan uyuyakalan iki bedendik.
Aynı marka iki araba gibiydik.
Kara kaplı beyaz sayfalı bir defterde kâğıt ile kalemin arasına giren bir yalnızlık şiiriydik.
Altın sarısı, maviliklerdik.
Kahverengi derinliklerdik…
O zamanlar adı artık pek de lazım olmayan, anılması yasaklanan bir esintiydik…
O bir gözyaşıydı, başladı mı bir daha durdurulamayan.
Ben bir umuttum, nereye gittiği bilinmeyen buharlı bir tirenin son vagonuna tutunan.

Biz Onunla diğerlerinden farklı gibiydik.

Şimdi o yokken benim önümde kaçak, yaşanmamış bir yaz duruyor. Ve yazın en uzun günü, benim gözüme uyku kaçıyor.
Sonra resmi törenler başlıyor.
Düş kaçkınları, yağmur suçluları, güneş vurgunları, dost acıları ve bir insanın en anlatılamayacak, en utandığı, canını en çok acıttığı duyguları…
Yani hayat, önümden geçerken saygıda kusur etmiyor.
Biz olmasak da, şimdilik “zaman” benimle idare ediyor…

Gece

O’na de ki;

Geceleri uyumuyorum artık.
Ağustos böcekleri refakatinde dalıyorum sessizliklere.
Anlayacağı en yakın dostum sabahlara uzanan bir zırıltı ya da kulaklarımda hala çınlayan “seni seviyorum” yüklü fısıltısı…
Onlar anlatıyor ben hep dinliyorum.
Sustuklarında onu dinliyorum.
Yeryüzünü o’nu düşündüğüm anlar aydınlatıyor ve üzerimde çoğu zaman hüzünlü bir ay parlıyor.
Benim kadar içi kararmasa da, Ay da “yalnız” benim kadar.
Büyük şehirlerin yalnızlarına ay refakat ediyor.
Şehrin bütün ışıkları onlar yüzünden hiçbir zaman sönmüyor.
Ayın şavkı okşuyor uykusuz yalnız insanların şehrinde hasret çeken yürekleri.
O anlarda büyük şehirlerin gece bekçileri, bir kadının göz kapaklarında dikilip aşağıya, sonsuz bir uçuruma bakarken buluyorlar kendilerini.
Eskisi gibi tereddütleri yok.
Bırakıveriyorlar boşluğa anlamsız bedenlerini, düşünmeden geride bekleyenlerini.

Sokakta yürürken rastlantılar karşı kaşıya getirirse onunla seni. Ve şayet yanında yoksa biri.
Durdur onu ve ona yavaş sesle fısılda söyleyeceklerimi…

Gecelerin çok uzun olduğunu anladım ve şafak vakti o uyanırken ben daha yeni uykuya daldım.
O vakitler hayatın sınırları.
Ve sınır boyu mayın tarlalarının yerini tehlikeli sessizlikler alırdı. Birbirine ulaşamayan yürekler kendilerini geceleri bitmesini istemedikleri uykulara vuruyor.
O’nun dâhil olmadığı bir hayatı yaşamak, artık pek de anlamlı gelmiyor…

Yalnızım

O’na de ki;

ben, yalnız başıma, yetmiyormuşum meğerse bana.

Anlayacağı, bir yön gerekiyor.
Masanın üzerinde duran
yapayalnız bir pusula,
Rotasız yolculukları çizmeye yetmiyor.

Yalnızlık özgürlük ise, benim için hapis zamanı geldi geçiyor. Ne garip, insan bazen iki kişiyken de kendini çok yalnız hissedebiliyor.
Oysa ben, Erhan Bener romanlarından fırlatılmış “tekil bir kahraman” gibi yaşıyordum onunla yalnızlığı.
Şimdi yalnızken aynalara bakamıyorum.
O varken ondan kaçıyordum, yanımda yokken sokaklarda başımı kaldırmıyorum.
İtiraf etmesi oldukça zor ama çoğu zaman yalnızlığımı sevdiğim kadar, utanıyorum.

Varlığında kaçtığım yalnızlığıma, bugün sığınıyorum.

Şiir

O’na de ki;

Kara kaplı bir deftere bir kaç satır yazmadan uykuya dalamıyorum.
Gizli bir bahçeden yükselen viyolonsel ve piyano eşliğinde ise aynı kelimeleri farklı beyaz sayfalara her gece, her gece, bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha yazıyorum;

Ona
“seni seviyorum” demek isterdim.
Sesinin üzerine ağlamak
Ve
konuşmadan onu anlamak…

Bir hasret mektubu gibi gözlerine sığınmak isterdim.
Onu kucaklamak
Bağrıma basmak,
öpmek, koklamak…

O’na de ki
O eğer o olmasaydı, uğruna
ölebilirdim.
O, o olsaydı,
Orada Yanı başımda dursaydı cennetleri cehennem
Sebepleri neden yapabilirdim.
Keşke şurada tekrar bulabilsem onu
Bıraktığım gibi…
Küçük bir gülümseme
Ve bir kaç damla gözyaşı ile…
O’nu
sevebilirdim
ben iyiyim

O’na de ki ;

Duydum. Her şeyi duydum…
Şimdi bana onu anlatıyorlar.
Sanki başka bir insandan bahsediyorlar.
Ben mi büyük anlamlar yükleyerek tam(am)lamışım
O’nu…
YOKSA…
Öyleyse ne kadar yanılmışım.
Yaratırken bir masal prensesini çocuksu düşlerimde, kendimi ne kadar iyi kandırmışım.
Duyduklarım kara harflerle yazılacak masumiyet tarihine. Kirletilmiş bir sayfaya, kalın uçlu simsiyah kalemlerle…
Bir Atilla İlhan şiiri gibi yazılanları yalnızca yaşayanlar anlayacak. Şiirlerde bana, yalnızca O anlatılacak.
Biliyorum bir gün kendisinin anlatıldığı şiirlere rastladığında yazılanları anlamayacak.
Zira tiren çoktan uzaklaşmış olacak.
Hayatın karanlık bir ara istasyonunda yapayalnız kalanlar unutulmaya mahkûm olacak.

O’na sor bakalım; En çok ne eksik kaldı, biliyor mu?
Gerçi ben bilmesini beklemiyorum.
Beni anlamasını beklemediğim gibi.
Benimki geç kalmış bir veda
Ya da yanlış anlaşılmış bir aşka bir türlü konulamayan
Nokta, nokta, nokta.

O’nun için denk gelirse eğer, iki lafın arasına sıkıştırıver söyleyeceklerimi.

“Bana pişman olacak kadar bile zaman tanımadı.”

Oysa her insan geriye dönüp baktığında “Acaba?” sorusunu sormak ister…
Hata yapıp yapmadığını ufak bir zaman aralığında tartışmak gereğini hisseder…
İçinden çıkamadığı durumlarla karşılaştığı anlarda bir süre
“kaçma hakkını” kullanmak için beyaz yalanlar söyler…
Ben bunların hiçbirini yapamadım.
Yapacak zaman bulamadım.
Belki bu yüzden bugün ben yalnızca “iyi olmuş” diyebiliyorum. Yanılmadığımı, hata yapmadığımı düşünebiliyorum.
Beni en çok işte bu yaralıyor.
Bu kadar haklı çıkmak insana pişman olma fırsatını tanımıyor. İnsan pişman olamayınca da “bi daha” diyemiyor.
Ayrılık, ( “zamansız” olunca ) tüm ağırlığını omuz başına bırakıyor.

Ve o orada durduğu sürece ben bir daha hiç bir zaman benzer ağırlıkları kaldırmayı göze almayacağım.
Ortalama aşklara bir kez aldandım, bir daha aldanmayacağım.

Yanlış anlamasın sakın.
İstese de, istesem de, istesek de hiçbir zaman geri dönmeyeceğim.
Niyetim af dilemek değil, af etmek hiç değil…

Benimkisi eski bir dost’tan bir “hayat mahkumunun” son istekleri, o kadar…

Onun sesini duymak istemiyorum, bir daha telefon etmeyeceğim. Yüzünü zaten görmeyeceğim.
Bitip gidenlerin ardından artık ben de üzülemeyeceğim.

Gelsin bende kalan son parçasını, çantasını alsın, sırtındaki bavuluna yüklediği yalan hayatlarla uzaklara kaçsın.

O’na deki;

Ben o’nu düşlerimde yaşatacağım.
Sessizliğimde avaz avaz adını bağıracağım.
Yıllar sonra bir gün karşılaştığımızda uzun uzun yüzüne bakarken utanmayacağım.
İzlerini taşıyan mezar taşı, başköşemde duruyor.
Ama ayrılmak her zaman unutmak anlamına da gelmiyor.
Gözlerim hala gözlerine değiyor, ellerim havada boşluğu uzanan umutları yakalıyor.
Mutlu değildim, mutlu değilim, belki hiç olmayacağımda.
Merak etmesin, tersini düşünüp, kendini üzmesin.
O mutlu ise tebrik ederim.
Mutluluğunun devamını dilerim.
Ama şunu da bilmesini isterim ;

Bir gün bir uyku arasında rastlarsam ona, düşlerimde kendimi tutmayacağım.

O’nu o kadar çok özledim ki

Sarıldığımda ağlayacağım

O’nun, o güzel kalbini okşayacağım.

Cüneyt Özdemir

Bi Su Vereydin İyiydi – Bkm Mutfak

// Aralık 27th, 2009 // 4 Comments » // Genel

Bi Su Vereydin İyiydi – Bkm Mutfak

Part 1

Bi Su Vereydin İyiydi – Part 1 – Bkm Mutfak from InQeNe on Vimeo.

Bi Su Vereydin İyiydi – Part 1 – Bkm Mutfak

Part 2

Bi su vereydin iyiydi Part 2 – Bkm Mutfak from InQeNe on Vimeo.

Bi su vereydin iyiydi – Bkm Mutfak

Akcent – That’s My Name Türkçe

// Kasım 23rd, 2009 // No Comments » // Genel

And you are the one that lights the fire
-Sen ateşi yakan tek kişisin.
I am the one who takes you higher
-Seni yükseklere çıkarn tek kişi benim.
I lose my voice when you say my name
-Sesimi kaybediyorum, sen adımı söylediğinde
That`s my name, that`s my name, that`s my name
-Bu benim adım, bu benim adım, benim adım...
[x2]

(It`s my name, it`s my name, it`s my name …)
-(Bu benim adım, bu benim adım, benim adım...)

All the time I thought about you
-Hep senin hakkında düşündüm
I saw your eyes and they were so blue
-Gözlerini gördüm, çok maviydiler.
I could read there just one name
-Orada sadece tek isim okuyabildim
My name, my name, my name
-Benim adım, benim adım, benim adım...

Because of you I`m flying higher
-Senin yüzünden havalarda uçuyorum
You give me love, you set on fire
-Sen bana aşkını veriyorsun, beni ateşe atıyorsun.
You keep me warm when you call my name
-Beni ılık tutuyorsun, adımı söylediğinde
That`s my name, that`s my name, that`s my name
-Bu benim adım, bu benim adım, benim adım...

And you are the one that lights the fire
-Sen ateşi yakan tek kişisin.
I am the one who takes you higher
-Seni yükseklere çıkarn tek kişi benim.
I lose my voice when you say my name
-Sesimi kaybediyorum, sen adımı söylediğinde
That`s my name, that`s my name, that`s my name
-Bu benim adım, bu benim adım, benim adım...
[x2]

Kaynak :
Kaynak Linki..

Dinlemek için:
[audio:http://www.alpaytayfun.com/wp-content/uploads/09-akcent-thats-my-name.mp3]

Edward Maya – Stereo Love – Türkçe

// Ekim 18th, 2009 // 3 Comments » // Genel

When you’re gonna stop breaking my heart – ne zaman kalbimi,
kirmayi durdurursan

I don’t wanna be another one – bir baskasi olmak istemeyecegim

Paying for the things I never done – ben hic yapmadigim seyler icin bedel oduyorum

don’t let go – gitmesine izin verme

to my love – askimin (yani, askimin gitmesine izin verme)

my love is dying inside – askim icimde öluyor

When I see you baby – ne zaman seni gorsem bebegim

I just don’t wanna let go – seni birakmak istemiyorum

Can you promise we won’t let go- soz verebilirmisin birakmayacagimiza (yani askimizi birakmayacagimiza ,demek istiyor)

You won’t see me cry, I’m hiding inside -beni aglarken gormeyeceksin,icimde sakliyorum

When you’re gonna stop breaking my heart
kalbimi kirmayi biraktiginda
I don’t wanna be another one
baskasi olmak istemeyecegim
Paying for the things I never done
hic yapmadigim seyleri oduyorum
Don’t let go
gitme
Don’t let go
gitme
To my love
askim

Can I get to your soul
ruhuna sahip olabilirmiyim
Can you get to my thoughts
dusunduklerime sahip olabilirmisin
Can you promise we won?t let go
gitmeyecegimize soz verebilirmisin
All the things that I need
ihtiyacim olan hersey
All the things that you need
ihtiyacin olan hersey
You can make it feel so real.
gercekci hissedebilirsin
Cuz you can’t deny
cunku inkar edemezsin
You’ve blown my mind
aklima estin
When I touch your body
senin vucuduna dokundugumda
I feel I’m loosing control
kotrolu kaybettigimi hissettim
Cuz you can’t deny
cunku inkar edemezsin
You’ve blown my mind
aklima estin
When I see you baby
seni gordugumde bebegim
I just don’t wanna let go
gitmek istemedim
When you’re gonna stop breaking my heart
kalbimi kirmayi biraktiginda
I don’t wanna be another one
baska biri olmak istemeyecegim
Paying for the things I never done
hic yapmadigim seyleri oduyorum
Don’t let go
gitme
Don’t let go
gitme
To my love
askim
I hate to see you cry
seni aglarken gormekten nefret ediyorum
Your smile is a beautiful lie
gulumsemen guzel bir yalan
I hate to see you cry
seni aglarken gormekten nefret ediyorum
My love is dying inside x2
askim icimde atesleniyor
I can fix all those lies
butun bu yalanlari anlayabilirim
But baby, baby I run, but I’m running to you
ama bebegim kosuyorum ama sana kosuyorum
You won’t see me cry, I’m hiding inside
beni aglarkern gormeyeceksin icerde saklaniyorum
My heart is in pain but I’m smiling for you
kalbim aci icersinde ama senin icin gulumsuyorum
Oh baby I’ll try to make the things right
bebegim herseyi duzeltmeyi deneyecegim
I need you more than air when I’m not with you
sen yanimda olmadiginda sana havadan daha cok ihtiyacim var
Please don’t ask me why, just kiss me this time
lutfen nedenini sorma suan sadece beni op
My only dream is about you and I
benim tek hayalim seninle ve benimle ilgili
Can I get to your soul
ruhuna sahip olabilirmiyim
Can you get to my thoughts
dusunduklerime sahip olabilirmisin
Can you promise we won’t let go
gitmeyecegimize soz verebilirmisin
All the things that I need
ihtiyacim olan hersey
All the things that you need
ihtiyacin olan hersey
You can make it feel so real
gercekci olabilirsin
Cuz you can’t deny
cunku inkar edemezsin
You’ve blown my mind
aklima estin
When I touch your body
senin vucuduna dokundugumda
I feel I’m losing control
kontrolu kaybettigimi hissettim
Cuz you can’t deny
cunku inkar edemezsin
You’ve blown my mind
aklima estin
When I see you baby
seni gordugumde bebegim
I just don’t wanna let go
gitmek istemedim
When you’re gonna stop breaking my heart
kalbimi kirmayi biraktiginda
I don’t wanna be another one
baskasi olmak istemeyecegim
Paying for the things I never done
hic yapmadigim seyleri oduyorum
Don’t let go
gitme
Don’t let go
gitme
To my love
askim
I hate to see you cry
seni aglarken gormekten nefret ediyorum
My love is dying inside
askim icimde atesleniyor
I can fix all those lies
butun bu yalanlari anlayabilirim
But baby, baby I run, but I’m running to you
ama bebegim kosuyorum ama sana kosuyorum
You won’t see me cry, I’m hiding inside
beni aglarken gormeyeceksin iceride saklaniyorum
My heart is in pain but I’m smiling for you
kalbim aci icinde ama senin icin gulumsuyorum
Oh baby I’ll try to make the things right
bebegim herseyi duzeltmeyi deneyecegim
I need you more than air when I’m not with you
sen yanimda olmadiginda sana havadan daha cok ihtiyacim var
Please don’t ask me why, just kiss me this time
lutfen nedenini sorma suan sadece beni op
My only dream is about you and I .
benim tek hayalim seninle ve benimle ilgili

Kaynak : http://ceviri.alternatifim.com/data.asp?ID=8119&sarki=Stereo%20Love&sarkici=Edward%20Maya

Havvas İlmi Nedir ?

// Ağustos 22nd, 2009 // No Comments » // Genel

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir.

Havvas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılısımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir.

Çünkü bu ilmin konusunun özünde Allah’ın takdiri ile bilinen veya bilinmeyen ilahi kanunları ruhani ve manevi alemlerin etkileri barizdir. Kişi eğer derse ki;’Ben havvas ilmini biliyorum’….. Ona tavsiyem şudur: Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebilöz ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende herşeyle bağlantılıdır. Ancak bize düşen gücümüzün yettiği kadar ilmimizin ulaştığı yere kadar Allah (c.c.) izin verdiği yere kadar anlatabilmektir Allah cümlemizi başarılı kılsın, doğru yolundan ayırmayıp kendine kul Resulüne ümmet olmayı ilim ve taat yolunda ilerlemeyi cümlemize nasip eylesin.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havvas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatacağım ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde meleküt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acaibiyeti içinde gizlemiştir. Burada sırası gelmişken belirtmeliyim ki; yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz. Bu manevi ilimlerin kaynağı şüphesiz ki; Alim olan yüce Allah (c.c.)’tır. Ve bilinmelidir ki; ilim de Allah’tan başka Allah’ın ilim verdiği varlıklardan veya veli kullarından bu ilimlere vakıf olan insanlardan öğrenilebilir.

Eski kavimler ve uygarlıklar da bu ilimleri manevi makamlardan ve rahmani ruhanilerden hayırlı yönde insanlık alemine faydalı olabilmek için öğrenmişlerdir. Fakat zamanlar içinde insanların aç gözlülüğü, hırsı ve bencilliği şeytanın maddi alemdeki hileleriyle birlikte bu ilmin bilgilerini ve kudretini kötü yönde kullanmak isteyince o insandaki rahmani sıfatların yerini şeytani sıfatlar taşıyan negatif unsurlu varlıklar guruplarından insanın nefsaniyetine hitap eden bilgiler gelmiştir. Yine buna da örnek olarak Bakara süresinin 102. ayetini yukarıda olduğu gibi örnek olarak gösterebiliriz. Çünkü bu hadiseler yaşanırken bu ilimler aşikardı ancak yukarıda sıraladığımız gibi bu ilimleri kendi nefsi çıkarları için insanlar kullanmaya başlayınca alimler ve ulemalar kendileri anlayabilecekleri bir dil ve uslupla bu ilimleri rumuzlamak ve gizlemek ihtiyacı hissetmişlerdir. Ancak demişler ki;Arif olanlar anlasın kamil olanlar kullansın. Kısaca buraya kadar anlattıklarımı anladığını ümit eder anladıklarını iyi işler de kullanmanı temenni ederim.

Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılısımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılısımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılısım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi meleküt aleminden bir melek ismi olduğudur.

Ancak; bunların hiçbiri tek başlarına bir anlam ifade etmezler ve bazen işleri olduğundan da karmaşık hale getire bilirler. Bu paragrafa çok dikkat etmelisin; Arifsen beni anlarsın. Tılısımla rumuzlanan gerçek ise aslında Allah’ın ismi olarak bilinen sıfatlar (esmalar) olduğu zaman güç ve kudret ifade ederler.

Şüphesiz ki; tüm alemler içerisinde ve dışında ve alemleri kuşatan Ahad olan ve Ahir olan ve dilediğini yaratan ve yaratmaya Halik olan ve yarattığına da Malik olan Malik olduğuna da Basir olan ve Semi olan yalnız Allah (c.c.) Hay’dır ve Kayyüm’dür. Ve o MUHİT- ÜL MUHYİ’ dir öyle ki; MUTEAL ‘NUR Rahman ve Rahim olan VAHİD- ÜL VEDÜD ne güzel Rab ve ne güzel Vekil’dir. Ondan başka her varlık ölümlüdür. Bundan dolayıdır ki; Sorumlusu kalmamış tılısımlar veya kasemler misalini burada anlattıklarımızdan dolayı yapılan tertipler hazırlanan tılısımlar etki ve anlamlarını yitirmiş semboller zamanlar içinde değişime uğramış fiziksel ya da metafiziksel varlıkların değişik enerji dalgalarına kapılıp yok olmuşlardır. Bu sebepten ötürü yapılan bazı şeylerin tesiri görülmez. Bir de dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılısım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapçanın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve bu tılısımlar da günümüzde kullanılmıştır. Ve dahası eski enbiyave peygamberlerin kalemleri bunlardan en meşhuru Hz. Süleyman’ın kalemleri ve tablolarıdır. Ve yine bu büyük zatların kullandığı ilahi dili ve esmaları harf veya rakamlar ile oluşturulan semboller ile ifade edilen şekilleri bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Bir de özellikle belirtmek isterim ki; gizli ve manevi ilimlerin hakikatlerini bazı insanlar tarafından bilinip öğrenilmesini engellemek için kasten yanlış yazanlar ile bu ilimlere hurafe deyip yalanlama çabası gösteren ve bu ilimlerle uğraşan kişilere bir sürü kulp takmaya çalışan ve gelecek kuşaklara aktarılmasını engellemek için her türlü çabaya baş vuran gurup ve güçlerin bu ilimlere olumsuz etkileri olmuştur, kısmen de başarmışlardır.

ahmerhoca.

BAŞKA BİR KAYNAKTA HAVAS NEDİR ?

HAVVAS İLMİ NEDİR?

HAVVASIN ÖZÜ:Havvas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılısımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir.

Çünkü bu ilmin konusunun özünde Allah’ın takdiri ile bilinen veya bilinmeyen ilahi kanunları ruhani ve manevi alemlerin etkileri barizdir. Kişi eğer derse ki;’Ben havvas ilmini biliyorum’….. Ona tavsiyem şudur: Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebilöz ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende herşeyle bağlantılıdır. Ancak bize düşen gücümüzün yettiği kadar ilmimizin ulaştığı yere kadar Allah (c.c.) izin verdiği yere kadar anlatabilmektir Allah cümlemizi başarılı kılsın, doğru yolundan ayırmayıp kendine kul Resulüne ümmet olmayı ilim ve taat yolunda ilerlemeyi cümlemize nasip eylesin.

Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havvas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatacağım ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde meleküt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acaibiyeti içinde gizlemiştir. Burada sırası gelmişken belirtmeliyim ki; yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiği şekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz. Bu manevi ilimlerin kaynağı şüphesiz ki; Alim olan yüce Allah (c.c.)’tır. Ve bilinmelidir ki; ilim de Allah’tan başka Allah’ın ilim verdiği varlıklardan veya veli kullarından bu ilimlere vakıf olan insanlardan öğrenilebilir.

Eski kavimler ve uygarlıklar da bu ilimleri manevi makamlardan ve rahmani ruhanilerden hayırlı yönde insanlık alemine faydalı olabilmek için öğrenmişlerdir. Fakat zamanlar içinde insanların aç gözlülüğü, hırsı ve bencilliği şeytanın maddi alemdeki hileleriyle birlikte bu ilmin bilgilerini ve kudretini kötü yönde kullanmak isteyince o insandaki rahmani sıfatların yerini şeytani sıfatlar taşıyan negatif unsurlu varlıklar guruplarından insanın nefsaniyetine hitap eden bilgiler gelmiştir. Yine buna da örnek olarak Bakara süresinin 102. ayetini yukarıda olduğu gibi örnek olarak gösterebiliriz. Çünkü bu hadiseler yaşanırken bu ilimler aşikardı ancak yukarıda sıraladığımız gibi bu ilimleri kendi nefsi çıkarları için insanlar kullanmaya başlayınca alimler ve ulemalar kendileri anlayabilecekleri bir dil ve uslupla bu ilimleri rumuzlamak ve gizlemek ihtiyacı hissetmişlerdir. Ancak demişler ki;Arif olanlar anlasın kamil olanlar kullansın. Kısaca buraya kadar anlattıklarımı anladığını ümit eder anladıklarını iyi işler de kullanmanı temenni ederim.

Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılısımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılısımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılısım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi meleküt aleminden bir melek ismi olduğudur.

Ancak; bunların hiçbiri tek başlarına bir anlam ifade etmezler ve bazen işleri olduğundan da karmaşık hale getire bilirler. Bu paragrafa çok dikkat etmelisin; Arifsen beni anlarsın. Tılısımla rumuzlanan gerçek ise aslında Allah’ın ismi olarak bilinen sıfatlar (esmalar) olduğu zaman güç ve kudret ifade ederler.

Şüphesiz ki; tüm alemler içerisinde ve dışında ve alemleri kuşatan Ahad olan ve Ahir olan ve dilediğini yaratan ve yaratmaya Halik olan ve yarattığına da Malik olan Malik olduğuna da Basir olan ve Semi olan yalnız Allah (c.c.) Hay’dır ve Kayyüm’dür. Ve o MUHİT- ÜL MUHYİ’ dir öyle ki; MUTEAL ‘NUR Rahman ve Rahim olan VAHİD- ÜL VEDÜD ne güzel Rab ve ne güzel Vekil’dir. Ondan başka her varlık ölümlüdür. Bundan dolayıdır ki; Sorumlusu kalmamış tılısımlar veya kasemler misalini burada anlattıklarımızdan dolayı yapılan tertipler hazırlanan tılısımlar etki ve anlamlarını yitirmiş semboller zamanlar içinde değişime uğramış fiziksel ya da metafiziksel varlıkların değişik enerji dalgalarına kapılıp yok olmuşlardır. Bu sebepten ötürü yapılan bazı şeylerin tesiri görülmez. Bir de dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılısım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapçanın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve bu tılısımlar da günümüzde kullanılmıştır. Ve dahası eski enbiyave peygamberlerin kalemleri bunlardan en meşhuru Hz. Süleyman’ın kalemleri ve tablolarıdır. Ve yine bu büyük zatların kullandığı ilahi dili ve esmaları harf veya rakamlar ile oluşturulan semboller ile ifade edilen şekilleri bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Bir de özellikle belirtmek isterim ki; gizli ve manevi ilimlerin hakikatlerini bazı insanlar tarafından bilinip öğrenilmesini engellemek için kasten yanlış yazanlar ile bu ilimlere hurafe deyip yalanlama çabası gösteren ve bu ilimlerle uğraşan kişilere bir sürü kulp takmaya çalışan ve gelecek kuşaklara aktarılmasını engellemek için her türlü çabaya baş vuran gurup ve güçlerin bu ilimlere olumsuz etkileri olmuştur, kısmen de başarmışlardır.

Ben derim ki; ey değerli kardeşim gittiğin taat yolunda cenabı Allah seni ve beni başarılı kılsın. Kulağını aç beni iyi dinle hakla batılı ayırıncaya kadar Allah’ın ilimlerini araştır ve öğren ve öğrendiklerini de hak edenlere öğret gittiğin yolu örneklemek istersen tıpkı bıçağın ağzına benzer yani her iki tarafı keskin kılıç gibidir üzerinde yürümek ise sana düşer eğer konsantren bozulursa kılıç ayaklarını parçalar umarım ne söylemek istediğimi anlamışsındır.

Bu ilmin etkisi üç’e ayrılır; bunlar sırasıyla maddeye yani cesede olan etkisi ile manevi yada ruha olan etkisi ve en son olarak da her ikisini de kapsayan etkisidir. Bu etkileri sağlamak için senin bunları hissetmen, yaşaman gerekir. Bundan anlaman gereken ise iki hal ve durumdur bunlar ise; hissetmek veya hissetmemek, yaşamak veya yaşamamak gibi inanmak veya inanmama halleridir. İnanma halinden olan kastımız Rahmani olma halidir. Bu şartsız teslimiyet gerektirir. İnanmama hali ise bunun tersidir ki; içinde nefse hizmet vardır. Bu da şeytani olanıdır. Ama gerçekte ise bu iki halin içinde hem inanmak hem de inanmamak halleri vardır ki; bu birbirlerinin amaç ve birlik ayrılığından doğar ve mertebe ayrılığından çıkarlar. Bundan anlaman gereken şudur; inanma hali insanı ruha ruh da Ruh’u Sultan’a bağlar. İnanmama hali ise insanı nefse nefs de Şeytan’a bağlar. Umarım beni anlamışsındır. Bunların ayrıntılarını kendin bul!

Ve daha sonra esma ve ayetlarin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır… Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplanmaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını (gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kur’an –ı Kerim’in anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lutfetmiştir. Bunu böyle bil!

Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler. Örneğin; üç boyutlu resim gibi düşünebilirsin birinci boyutta sen ikinci, boyutta etkileyiciler, üçüncü boyutta etkilenenler önemli olan doğru noktadan bakmaktır. Bu anlattığımız ise kendi içinde bir şekle ve sıfata sahiptir. Bu kudretin kaynağı kalptir. Ama bu senin bildiğin, sesini duyduğun et parçası olan kalp değil! Bunun yeri yani o kalbin yeri insanın ruhundadır. Oraya da nurdan gelir. Bu dahi kendi içinde bir varlık halidir. Hikmetin özünden gelir.

Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunların şekli ise içiçe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gerken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür. Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılısımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri vehassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havvas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir. Bunu böyle bilip böyle anlamalısın.

Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağım şeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruh’u Sultan’da son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.

Çünkü; bura da tarif ettiğim o asil insanlar yani ruhunu Ruh’u Sultan’a bağlayanlar onlar hiç ölmezler oysa nefsini Şeytan’a bağlayanlar hiç yaşamadılarki. Ruhunu Ruh’u Sultan’a bağlayanlar o yüce bilgiye ulaşanlardır.

Senin gelişmemiş mataryalist zekan bazı olayaları makul ve basit bir biçim de algılamanı sağlayabilir. Bütün bu hallerin görülebilmesi ve öğrenilebilmesi kutsal bir düşünce tarzı olmadan mümkün değildir..

Hasanhoca

Kaynak : http://www.netpano.com/haber/780/Havvas/%C4%B0lmi/Nedir/

Tek Başınalığın Yolcusu – Sagopa

// Temmuz 15th, 2009 // No Comments » // Genel

Bal saçan dudak ısır
Malum çirkeflik kısır
İblis kanıma girmeni üstelerse bilki hile vardır .
Bir aftır ayıba örtü
Çirkef koparır gürültü
Binlerce süprüntü ben şahidim ses var yok görüntü.
Sadece bana mahsus bu mapushane
Bengü tütün yanında insan sarılı beyaz kefene .
Hakkım üçtür kulağıma söyle, insan kaç tür ?
Gördüğün halüsilasyonlar seni derinden ürkütür
Günah yalan haram adamın suratına tükürtür
Yanar dağlarının volkanlarını nefsim püskürtür.
Dudaklarım çarpıştıkça meftun yunus gazaplarda
Tahammülüm ayaklar altında izler minik bir karınca.
Rüzgar şiddeti bilmez duvarın ardına saklananlar .
Gam Bağından ayaklarımı kurtar canım feci yanar.
Güneş ışıldadıkça duvarlardan gölgem parlar
Sözlerimin perişan saçlarını kalemim tarar.
Kader Beter zengini duygu hazinem iflas
Diline hakim ol bak sol elimde alyans.
Bir kan pıhtısından oldum yoktur bundan gayrım
bana sorduğunuz saçma soru için hem evet hem hayırım .
Dilsiz şairin dili çözülse kulak duymaz sağırım
Güneşin küstüğü çöllere ben yağmurcasına yağarım .
Hey yabancı yolun yarısı 35 der Sıtkı Tarancı !
Korkarım 5 sene sonra saracak içimi derin sancı.

Sadece bana bak !
Bana yalan söyleceksen önce gözlerimle anlaş !
Ancak bu komplo beni yıkabilir, dayandığım destekler devrilir.
Çirkef ”Kaf-kef” deme ne olur..
Tek başınalığın yolcusu tek Olur.

Beni Boğmak için bin dereden su getirdiniz..
Hepsini içtim !
Felekle pençeleştim
Anam-babamla helalleştim.
Ve Hiç bilmediğim savaşta içine düşüp cenk ettim.
Harp ettim darbe aldım
Hücum ettim affettim.
Bu dağa ilk ben tırmandım
Zirvede ciğerimi patlattım.
Üzerime çığlar yağdı, bak ben hala hayattayım
Hiç bir tehdit tenime rüzgar kadar zarar veremedi
Özgürlüğüme çılgınca koşarken görmüş komşum beni
Aklındaki dev ekranda neler gördüğünü anlat bana
Hediyen anahtarı sende olan şu kapalı kutuda.
Akıldır kutunun adı ..
Tadından yenmez cümlelerimin balı.
Seferdeyim üzerimde bulutlar, altımda uçan halı.
Bırak umudun yeniden doğsun
Her yeni gün seni neden boğsun.
Daha önceden yapmadığın hataları yapabilmektenmi korkuyorsun yoksa. ?
Haram ol.
Bu sağnak yağmurun ardından güneşin doğsun
Konuştuğum duvarların dili olsa susmaz asla
Kendini öldürdün ruhunu unuttun son intiharında
Bu gece uykumda göreceğim farklı rüyalar var
Yarın sabahki kalkışımda vereceğim yepyeni bir karar
Kendime hatırlatıp sonra unutturduğum hatıralar
Atacakları bol çamur batacağım çok batak var
Hoşuma gitmedi hayata kattıkları bu sert aroma
Düzelebilmek için başvurduğum her tedavinin sonu koma !

Sadece bana bak !
Bana yalan söyleceksen önce gözlerimle anlaş !
Ancak bu komplo beni yıkabilir, dayandığım destekler devrilir.
Çirkef ”Kaf-kef” deme ne olur..
Tek başınalığın yolcusu tek olur….

Sagopa  Kajmer -

Rak benadam Türkçe

// Haziran 22nd, 2009 // No Comments » // Genel

z hine
boker ole
od yom mathil maavak karagil
sham mamshih lo beshvil ahayim
shotef panim amayim karim
ahrey kafe iton niftah mador adrushim
ani zoher she igati huts mi asafa akol aya muzar
lo hashuv itgabarti, itaklamti hay et ha metsiyut
ve kol yom she over hu kmo mishak isardut
zot itnaklut ehad lasheni
rabim alehem
koev lirot ma she oleh po
haval li eh em
hoshvim she atsarot yealmu kmo
damot ba geshem aval be etsem em ethilu od ba rehem
ido, zoher amarta she iye kashe nahon
hazarti ve ze kvar lo oto makom. stigmot kategoryot sheelot kol azman ata smol ata yemin ani rak benadam

yamim kashim avarti ve ad lekan igati ani rak benadam
kol azman nilhamti adayin lo vitarti ani rak benadam

az im ata nihshal letahnen
tihnanta lehashel
ma shelo shober ayom
mahar yehashel
az kol mi she sovel
mahar od yehayeh
kmo yeled she zohe layom mahar kvar yeleh
en sod la atslaha ki meayom arishon mehinim matkon le kishalon memshelet ganon mamash goal
od ikul od otsaa lapoal
ve kol od zerifil laem
lo meshanim et a noal
ma kore po mohrim halom ve ashlaya akol iye beseder kan abeaya ani meabed shlita im ahshara
ve askala aval bli avoda lo soger et ha shana ve od milionim shekamoni
menasim laalot learviah be kavod
leitparnes ve lihyot a asiron a elyon tamid hogeg ani nilham agibor a almoni-benadam

yamim kashim avarti ve ad lekan igati ani rak benadam
kol azman nilhamti adayin lo vitarti ani rak benadam

——————————————

birinci verse (shi 360):

ve bir güneş doğuyor, bir başka gün başlıyor
her zamanki gibi mücadele, shi yaşam yolunda devam etmekte
kahve sonrası yüzünü soğuk suyla yıkıyor,
gazeteyi açıp “arananlar” kısmına bakıyor,
hatırlıyorum ki buraya geldiğimde dil dışında herşey tuhaftı
boşver, üstesinden geldim, alıştım,
gerçeği başka türlü yaşama hakkım yok
ve her geçen gün sanki bir hayatta kalma oyunu
ekmek kavgasında birbirine adil davranmamak,
burada olanları görmek iç burkar,
belanın yağmur içindeki gözyaşları gibi kaybolacağını düşünmek senin için çok kötü
fakat onlarda anne karnında başlamıştı..
gid’on hatırla zor olacağını söylemiştin
geldim ve burası aynı yer değil.
önyargılar, kategoriler, her daim sorular
solcu musun, sağcı mısın? ben sadece insanım

nakarat (iztik shamly):
zor günler geçirdim,
ve buraya geldim
ben sadece insanım
her daim savaştım
hiç pes etmedim
ben sadece insanım

ikinci verse (shi 360):
eğer planlamayı başaramazsan,
başarmamayı planlamışsındır
bugün seni kırmayan, yarın seni tökezlettirir
yani bugün kim ağlıyorsa yarın gülecektir
tıpkı bugün emekleyen bir çocuğun yarın yürüyeceği gibi
başarı için hiçbir sır yoktur çünkü ilk günden, anaokulundan itibaren başarısızlığa hazırlarlar seni ()
saf tiksinti, başka tahliye, başka yeniden başlamalar
ve onlar için buna değdiği sürece prosedürü değiştirmezler
burada neler oluyor ? bize rüya ve hayal satıyorlar..
“herşey yoluna girecek” işte problem burada
antreman ve eğitimle kontrolü kaybediyorum fakat işim yok
bu yılı bitirebilirim ve benim gibi milyonlar yetişmeye çalışıyor
ve onur kazanmaya çalışıp yaşıyorlar
üst tabaka mücadelemi hep takdir ediyor
anonim kahraman – insan!

nakarat (iztik shamly):
zor günler geçirdim,
ve buraya geldim
ben sadece insanım
her daim savaştım
hiç pes etmedim
ben sadece insanım